Ahlak yasası kimin ?

Ilayda

Global Mod
Global Mod
Özgün forum yazısı taslağını aşağıda paylaşıyorum:

Bir süre önce eski kitaplar satan küçük bir sahaf dükkânında ilginç bir olaya tanık olmuştum. Aslında o gün amacım sadece birkaç tarih kitabına göz atmaktı. Fakat dükkânın arka tarafında yapılan bir sohbet, aklımda uzun süre kalacak bir sorunun kapısını araladı:

"Ahlak yasası kimin?"

İlk duyduğumda basit bir felsefe sorusu gibi geldi. Ancak sohbet ilerledikçe bunun yalnızca filozofların veya hukukçuların tartıştığı bir konu olmadığını fark ettim. Bu soru, aslında hepimizin hayatına dokunuyordu.

Eski Defterin İçindeki Not

Sahafın sahibi olan Kemal Bey, rafların arasından çıkardığı eski bir defteri masanın üzerine bıraktı.

"Bu defteri yıllar önce bir üniversite hocasının mirasından almıştım" dedi.

Defterin sayfaları sararmıştı. Aralarında çeşitli düşünceler, tarih notları ve bazı tartışma kayıtları bulunuyordu. Bir sayfanın üst kısmında büyük harflerle şu soru yazılmıştı:

"Ahlak yasası kimin koyduğu bir yasadır?"

Masada oturan dört kişi birbirine baktı.

Murat, mühendislik kökenliydi. Sorunları çözmeye alışkın bir yapısı vardı. Soruyu görür görmez mantıksal bir çerçeve kurmaya başladı.

"Düzen varsa bir koyucu da vardır. Kurallar rastgele oluşmaz."

Karşısında oturan Elif ise farklı düşündü.

"Belki de insanlar birlikte yaşarken bazı davranışları doğru, bazılarını yanlış buldukları için zamanla ortak ilkeler geliştirmiştir."

O an fark ettim ki aynı soruya verilen iki cevap bile bambaşka yollar açıyordu.

Kasabanın Meydanındaki Tartışma

Defterdeki notlar ilerledikçe hikâye de ortaya çıkıyordu.

Yaklaşık yüz yıl önce küçük bir Anadolu kasabasında benzer bir tartışma yaşanmıştı. Kasabanın ileri gelenleri arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Bir grup, ahlaki kuralların geleneklerden geldiğini savunuyordu. Diğer grup ise evrensel bazı doğruların bulunduğunu düşünüyordu.

Kasabanın öğretmeni Hasan Efendi şöyle demişti:

"Eğer ahlak yalnızca gelenekse, neden bazı gelenekler zaman içinde terk ediliyor?"

Bu soru meydanda uzun süre yankılanmıştı.

Çünkü tarih gerçekten de bunu gösteriyordu.

Bir zamanlar normal kabul edilen bazı uygulamalar bugün yanlış görülüyor. Kölelik bunun en bilinen örneklerinden biri. Geçmişte birçok toplum tarafından kabul edilen bu sistem, bugün büyük ölçüde insan haklarına aykırı görülüyor.

Peki o halde ahlak toplum tarafından belirleniyorsa toplum neden fikrini değiştirebiliyor?

Kütüphanedeki Araştırma

Sahaf sohbeti birkaç gün sonra yerel kütüphanede devam etti.

Murat yine çözüm odaklı düşünüyordu.

"Belki de ahlak, insanlığın uzun süreli deneyimlerinin sonucudur. İşe yarayan kurallar kalmış, zarar verenler elenmiştir."

Bu yaklaşım oldukça stratejik görünüyordu.

Elif ise farklı bir noktaya dikkat çekti.

"İşe yaramak yeterli mi? İnsanlar bazen kendilerine fayda sağlamayan davranışları da sırf vicdanları nedeniyle doğru bulabiliyor."

Bu yorum üzerine sessizlik oldu.

Çünkü gerçekten de birçok insan tanımadığı birine yardım ederken kişisel çıkar elde etmiyor.

Bir deprem sırasında yardıma koşan gönüllüler, savaş bölgelerinde çalışan doktorlar veya hiç tanımadığı insanlar için bağış yapan kişiler yalnızca fayda hesabı mı yapıyordu?

Yoksa daha derin bir ahlaki his mi devreye giriyordu?

Tarihin Koridorlarında Bir Yolculuk

Araştırmalar ilerledikçe farklı düşünürlerin görüşleri masaya yatırıldı.

Antik Yunan filozofları erdem kavramı üzerinde durmuştu.

Konfüçyüs, toplumsal uyumu ve sorumluluğu vurgulamıştı.

Orta Çağ düşünürleri ahlakın ilahi kökenleri üzerinde durmuştu.

Aydınlanma dönemi filozofları ise insan aklının ahlaki ilkeleri keşfedebileceğini savunmuştu.

Farklı çağlar, farklı cevaplar üretmişti.

Ancak dikkat çekici bir ortak nokta vardı.

Neredeyse bütün medeniyetlerde dürüstlük, adalet, merhamet ve güven gibi değerler bir şekilde önemsenmişti.

Coğrafyalar değişmişti.

Diller değişmişti.

İnanç sistemleri değişmişti.

Ama bazı temel ilkeler sürekli tekrar etmişti.

Bu durum tesadüf müydü?

Yoksa insanlığın ortak vicdanına işaret eden bir iz miydi?

Yaşlı Tarihçinin Sorusu

Bir gün araştırmalar sırasında emekli tarihçi Nihat Bey ile tanıştık.

Saatlerce süren sohbetin sonunda bize şu soruyu yöneltti:

"Eğer bir adada tek başınıza yaşasaydınız, yine de yalan söylemenin yanlış olduğunu düşünür müydünüz?"

Kimse hemen cevap veremedi.

Çünkü soru göründüğünden daha derindi.

Toplum ortadan kalktığında ahlak da ortadan kalkıyor muydu?

Yoksa insanın içinde, onu gözleyen kimse olmasa bile doğru ile yanlışı ayırmasını sağlayan bir pusula mı vardı?

Nihat Bey gülümseyerek ekledi:

"İnsanlık binlerce yıldır bu soruya cevap arıyor."

Beklenmedik Bir Sonuç

Aylar süren sohbetlerin sonunda kesin bir cevap bulamadık.

Fakat ilginç bir sonuca ulaştık.

Başlangıçta herkes ahlakın kaynağını arıyordu.

Sonunda ise insanların neden ahlaka ihtiyaç duyduğunu konuşmaya başlamıştık.

Murat kuralların toplum düzeni için önemini anlatıyordu.

Elif ise insanların birbirlerini anlamadan hiçbir kuralın uzun süre yaşayamayacağını savunuyordu.

İki yaklaşım birbirine zıt görünse de aslında birbirini tamamlıyordu.

Kurallar düzeni sağlıyordu.

Empati ise o düzenin insani kalmasını sağlıyordu.

Belki de ahlak yasasının gücü tam burada yatıyordu.

Ahlak Yasası Kimin?

Bugün hâlâ o sahaf dükkânındaki sararmış defteri hatırlıyorum.

Sorunun kesin cevabını bildiğimi söyleyemem.

Ancak araştırmalar, tarih okumaları ve farklı insanlarla yapılan sohbetler bana şunu öğretti:

Ahlak yalnızca kanun kitaplarında yaşayan bir kavram değil.

Aile sofralarında, arkadaşlık ilişkilerinde, iş hayatında ve günlük kararlarımızda sürekli yeniden şekilleniyor.

Belki ahlak yasasının kime ait olduğu kadar önemli olan başka bir soru vardır:

Bizler, her gün verdiğimiz kararlarla o yasayı nasıl yaşatıyoruz?

Ve daha da önemlisi...

Kendi doğru bildiklerimizi savunurken, farklı düşünen insanların neden farklı düşündüğünü gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz?

Kaynak ve İlham Notları:

* Antik Yunan etik anlayışı üzerine tarih araştırmaları.

* Konfüçyüs düşüncesi ve Doğu Asya ahlak felsefesi çalışmaları.

* Aydınlanma dönemi etik teorileri üzerine akademik kaynaklar.

* Toplumsal normlar ve ahlak psikolojisi alanındaki güncel araştırmalar.

* Sahaflar, kütüphaneler ve tarih sohbetlerinden ilham alınarak kurgulanmış özgün hikâye anlatımı.
 
Üst