Ette Mermerlesme ne demek ?

Klause

New member
Ette Mermerleşme: Bir Toplumsal Metaforun Hikayesi

Bir akşam vakti, Emre ve Zeynep, bir kafede oturmuş, uzun zamandır içlerinde biriken düşüncelerini paylaşıyorlardı. Konu her zamanki gibi gündelik yaşamdan, ilişki dinamiklerine, hatta toplumdaki rollere kadar genişledi. Derken Zeynep, "Emre, sen hiç dikkat ettin mi, erkekler ve kadınlar arasında aslında ne kadar farklı bir bakış açısı var?" diye sordu. Emre hafifçe başını sallayarak, "Evet, ama bazen bu farklar çok karmaşık oluyor. Hangi noktada, hangi yaklaşım doğru?" diye cevapladı.

İşte o an, Zeynep’in aklına bir şey geldi: "Ette mermerleşme… Bu terimi duydun mu?" Emre şaşkın bir şekilde ona bakarak, "Hayır, hiç duymadım. Ne demek?" dedi.

Zeynep biraz düşündü, sonra içini dökerek, "Bazen insanlar, hayatın zorlukları ve ilişkilerdeki baskılarla karşılaştıklarında, tıpkı ete mermerleşen bir madde gibi, duygusal olarak katılaşır ve esnekliklerini kaybederler. Bu, hem erkeklerde hem de kadınlarda farklı şekilde kendini gösterir. Ama çoğu zaman bu durum, bizim toplumun, kadın ve erkek rolleriyle ilgili çizdiği sınırlarla bağlantılıdır."

Emre, Zeynep’in söylediklerini dikkatle dinledi. O an, Zeynep'in anlatmak istediği derinliği kavramıştı. Biraz daha derinlemesine sormak istedi, "Yani, bunun toplumsal bir anlamı mı var? Herkes bu 'mermerleşme' sürecini farklı mı yaşıyor?"

Zeynep, hikâyeyi anlatmaya başladı…

Toplumun Mermerleşen Yüzü

Tarihin derinliklerinden gelen bir alışkanlık vardı. Toplumlar, kadının duygusal ve ilişkisel yönlerini, erkeğin ise çözüm odaklı, stratejik yönlerini vurgulamışlardı. Bu, bir nevi bir roller değiş tokuşuydu. Erkekler toplumda genellikle "güçlü" ve "mantıklı" olarak kabul edilirken, kadınlar "duygusal" ve "ilişkisel" olarak tanımlanıyordu. Ancak zamanla bu tanımlar, toplumda öylesine yerleşti ki, birçok kişi bu rollerin dışında yaşamayı bile unuttu.

Kadınların duygu ve empati odaklı düşünmeleri, erkeklerin ise strateji ve çözüm odaklı düşünmeleri bekleniyordu. Fakat bu, hayatın gerçeğiyle örtüşmüyordu. Zeynep ve Emre'nin hikâyesinde, bu iki bakış açısının nasıl çatıştığını ve nasıl birbirini tamamladığını görmek mümkündü.

Zeynep, geçmişteki bir anısını paylaştı: "Biri bana, kadınların ne kadar duygusal ve empatik olduklarını söylediğinde, hep düşündüm. Evet, belki doğrudan doğruya empatik bakış açılarıyla hareket ederiz, ama bazen bu kadar 'duygusal' olmak da bize ağır geliyor. Sonuçta biz de çözüm arıyoruz, sorunların üstesinden gelmek istiyoruz. Fakat bazen, toplumsal normlar, 'kadınlar yalnızca empati yapar' gibi bir algıya yol açıyor. Oysa kadın da erkek gibi çözüm arar, ancak yolu biraz farklıdır."

Emre, bu noktada derin bir sessizliğe büründü. Gerçekten de toplumda kadınların düşünme biçimi, bazı zamanlar küçümsenmiş, sadece 'sezgisel' olarak etiketlenmişti. Ancak Emre, Zeynep’in söyledikleriyle birlikte, toplumun yıllar içinde gelişen bu önyargılara dair yeni bir bakış açısı kazanmıştı. "Bu 'mermerleşme' dediğin şey, aslında hem kadınların hem de erkeklerin toplumun onlara dayattığı kalıplar yüzünden içsel bir katılığa dönüşmesi değil mi?" dedi.

Zeynep, başını sallayarak, "Kesinlikle. Mermerleşme, toplumun bizlere dayattığı rollerin dışına çıkamadığımız zaman gerçekleşiyor. Kadınlar empati yaparken, kendilerini kurban gibi hissediyorlar; erkekler ise çözüm odaklı olmak zorunda oldukları için duygusal açıdan katılaşıyorlar. Ancak bu kalıplar yıkılabilir. Zihnimizi esnek tutmamız gerek."

Erkeklerin Çözüm Odaklı, Kadınların Empatik Bakış Açısı

Emre, Zeynep'in söylediklerinden etkilendi, ama kafasında hala bazı sorular vardı. "Ama Zeynep, erkeklerin çözüm odaklı olması, aslında bazen duyguları göz ardı etmeleri anlamına gelmiyor mu? Örneğin, bir kadın ağladığında, çoğu erkek 'ne yapabilirim?' diye sorar, ancak çözüm odaklı oldukları için, bazen duygusal yanıt vermezler, değil mi?"

Zeynep, gülümseyerek cevap verdi: "Evet, erkeklerin böyle yaptığı çok olur. Çünkü çözüm aramak, onların doğasında var. Ama bu, duyguları yok saydıkları anlamına gelmez. Sadece duygusal tepkilerden çok, aksiyon almak istiyorlar. Kadınlar ise, aynı durumda empati yaparak, hislerini dışa vururlar. Her iki yaklaşım da farklı ama değerli."

Emre, şimdi tamamen anlamıştı. Kadınlar ve erkekler arasındaki bu farklar, aslında birbirini dengeleyen iki kutuptu. Zeynep’in dediği gibi, toplumun dayattığı kalıplar yüzünden insanlar bazen katılaşır, esnekliklerini kaybederler. Ama bu kalıpları yıkmak, birlikte daha sağlıklı bir toplum yaratmak anlamına geliyordu.

Sonuç: Esnek Zihniyetle Geleceğe Adım Atmak

Zeynep, içindeki tüm düşünceleri paylaşırken, Emre'nin bakış açısı da tamamen değişmişti. Zeynep’in anlatmaya çalıştığı şey aslında çok basitti: Toplumun dayattığı kalıpları aşarak, hem erkeklerin hem de kadınların, daha esnek ve çözüm odaklı bir bakış açısına sahip olabileceğini düşündü. "Bir toplumda hem empati hem de strateji olabilir. Hem duygu hem de mantık bir arada olabilir. Zihnimizi katılaştırmadan, karşılıklı anlayışla yol alabiliriz."

Bu hikaye, her bireyin toplumsal rollerle yüzleşmesi ve kendi içsel esnekliğini bulması gerektiğini anlatıyordu. Zeynep ve Emre’nin sohbeti, aslında bir çağrıyı ifade ediyordu: Herkes, hem kadın hem erkek, kendi içindeki farklı bakış açılarını bulup, esnek bir şekilde birbirini anlayabilir ve birlikte daha güçlü bir toplum yaratabilir.

Peki, sizce toplumsal rollerin bu kalıplarından ne zaman ve nasıl çıkılabilir? Bu yolda neler yapabiliriz? Yorumlarınızı paylaşın!
 
Üst